YAĞMUR

YAĞMUR

 

kurşuni bir külçe

yağmalanan yıllarım terkimde

gözlerine dalarım

seviler donanıp ilk şimşekle

 

sırtımda anayurdum

kanlı bir sis içinde

bir mendil

düşer yüzüme

tuzunda akdeniz'in

 

er güneş geç kalır

alazına göçebeliğimin

pencerenin önündeyim

cemrede arala perdeni

dalgalarla oynaşıp günindi yeliyle

saçlarına oyalanırım

nakışı bizim ora işi

öyküsü yüklenince sesini

dadaloğlu geçer

nergizlerin yalınkılıç kokusundan

 

 

hayta bir dere çağlar

tutuşturan gülümsemende

ilk gençliğimi

çimenlere dokun gün açanda

bir kırağı tomurcuğundayım

çiçeklere sakladı

kokumu ayartıcı

nevruz mevsimini kaçırma

kekikler sokun koynuna

yıldızlar göynüsün

karnında dağların

 

akara bir tas koy

yağmurda gelirim

tutunup damlalara

yüzünü yu

ko’

üşümezsin

aksın gerdanına

yatağımı sıcak tut

boynunda buharlaşayım

 

güne doğdum

gün boyu

yere yansıdığıyım on iki rengin

güle

hem dikene

göğe kuşak gül

özümü serdim aynasına suyun

bak bana

seni gör

 

en parlak kumlara

yedi iklimi sağarım

harçlanıp

teriyle cam işçilerinin

elindeki bardakla gelirim

götür dudaklarını pembesine

iliklerimdir

sağlığına gülüm

 

Muhammet Güzel

 

GÜZEL,M., YAYINDA, ”DÜŞ NÖBETİ”

 

 

BİZİM KÖYLÜ BİR DENİZ KIZI

 

sesini tanırım bu dalgaların

bizim köylü

yeni adı sensizliğimin

milyonlarca ayakları

binlerce insanın

yokluğunun izleri

kumsal yalnızlık

 

seni arıyorum

göz ne alabilirse

bir düşyetimi uzaktasın

bir kuş uçumu Akdenizsin

 

mil yarası gözlerimde

görmediğim her ufuk seni

tutsan elimi de

seksek oynasa yıldızlarda

içimdeki çocuk

bir görünsen

ayaklarım al küheylan

 

gündüzleri

kaybolan bir yanardağsın

karşı adasın

ben yüzemem bilirsin oraya kadar

yine de

tanığıdır

zor ölümler

aşkımın inadının

göğsü gümüş bir martı taşıyabilirim

uzak sulara kanatlarımda

 

biliyorum

gel

deseydin

öperdim kumrallığını

yalnızlığı ateşe vururdun

üşümezdim

yaz

yayla

dudaklarında

gamzelerine tutunurdum

....

benlerin göktanrı

 

Muhammet Güzel

 

GÜZEL,M.,YAYINDA,”DÜŞ NÖBETİ”

 

 

 

SİS YAZI KİTABINDAN

 

bir keklik ağıt yakar

mızrap düşer ateşe

şelpe ile doğranır dilim dilim

yürekler

babam çay demler gece gelen yoldaşlara

oğul özlemli

gün yüzüne düşerim Anamas'ın

kabaardıcın gölgesi karanfil

elimi uzatsam Vietnam

dokunsam Şili

bir dalga boyu ötem Küba

sırtımda kanayan gömleğim yurdum benim

anlıyorum yalnız değil kök boya kilimlerde

gözyaşı perçinliyor acıyı nakışlara

 

Muhammet Güzel

GÜZEL, M., 1996, “ÖZGÜRLÜĞE YÖRÜKTÜK”, ARDA’S YAYINLARI, İZMİR

 

 

ŞU KARŞIKİ TARİH


bir ah desem
döner başı dağların
toz kalkar
dökülür pul pul tarih
terimin düştüğü yerde boğulur
yonttuğum tanrılar

piramitler taşırım çöllere
tanrılar yaratırım
labirentlerinde korkunun
engizisyonlar kurarım
kendi akrebim
kendi gölgemde ateşli

bir ah desem
çöker sırça şatafat
mermer kuğularla dönerim, Akdeniz
recmedilir üç turna
susadıkça şeytan
isa'ya bakar Spartakus
çarmıha dönüşür

ceylanları vurdular
masalcüzü ceylan derisi
beni yollara
omuzlarım kürek yarası

krallar dökerim kerpiç ve tuğla
kaybolurlar
ıslak
ılık
kaygan
oynak ve yumuşak izbelerde
ordular salarım kaybolur
şeftali çiçeklerin hayız çamurunda

tabletlerde aşınır suyun keşfi

bir ah desem
dökülür pul pul tarih
anıtlar dikilir güneşten
terimin düştüğü yerde


 

Muhammet Güzel

GÜZEL, M., 1997, “SİSYAZI”, BEKSAV YAYINLARI, İSTANBUL

 

 

BAŞARISIZ BİR HOŞÇAKAL DENEMESİ

 

bir demet ateş al güneşten
göğsüne bastır
dön ışığa yüzünü
/Anla, nasıl yanarım./
bak gözlerimden sonra
yıka aydınlıkla yüreğimi
gözlerimsin
hiç mi hayal kurmam sanırsın
bir bir öperek bütün hatlarını
narçiçeği köpüklere dalıp doludizgin

umut düşerim mevsimlere
düş çıktığım yollar güllük güneşlik
ben haketmedim sensizliği

daha uzundur ısınması hoşçakal'dan
yüreğin merhaba'ya
mevsimsiz sürüklenmesiyim bir tohumun
yaban topraklara
sellerden topla aykırılığımı
ellerimsin:
okşamalarında
gündoğumu pembeliğini.
dokunmalarımı gözucu, ateşe atıyor tanrılar
yasalar izini sürüyor tutkularımın
teninin düşlerimde her ayrıntısı
yalan uzaklığın,
kendine uydurduğun yalnızca

güzel kal, seni yeşerir taş bağrımda
ben haketmedim aşksızlığı

 

Muhammet Güzel

GÜZEL, M., 1997, “SİSYAZI”, BEKSAV YAYINLARI, İSTANBUL

RAIN

 

a silver-coloured ingot

my despoiled years at my saddle

I rush into your eyes

loading loves with the first lightning

 

my homeland at my back

with a bloody fog in

a hanky falls

on my face

in the salt of the mediterranean

 

the early sun is late

for the fire of my nomadic life

I'm at the window

begin a new season at the warmth of february

playing with the waves in the evening wind

and I embroidery

as well as waste the time with your hair

its embroidery is the work of ours

when its story lies on your voice,

Dadaloglu passes by

through the enormous smell of narcissus

 

a naughty brook gurgles

in the smile that ignites my first youth

touch the grass while opening the sun

I'm in a bud of rime

debaucher hid my smell in flowers

don't miss the nevruz season

put thymes at your bosom

stars should shine

over the ventral of the mountains

 

put a bowl to the stream

I come when it rains,

holding the drops

wash your face

lets go

you won't be cold

let it flow onto your jowl

keep my bed warm

i shall evaporate on your neck

 

I arise to sun

at the ground, all day long

I am the reflection of the twelve colour

either the rose

or the thorn,

smile the rainbow.

I laid my own on the mirror of the water,

look at me

see yourself

 

I milk the seven climates

for the most brilliant sands,

mixing with the sweat of glass workers

and come back as a chalice in your hand

take it to the pink of your lips

they are my bone marrows

to your health, my rose

 

Muhammet Güzel

 GUZEL, M., SUBMITTED, ”DÜŞ NÖBETİ”

 

 

 

 

 

A MERMAID OUR VILLAGER

 

I know the sound of these waves

our villager

the new name of my loneliness

millions of feet

absence of thousands of people

beach loneliness

 

I'm seeking you

whatever the eye can sight

you are a dream ability away,

mediterranean sea as a bird flying over

 

every horizon that i can't see you

is an axle scar on my eyes

if only you hold my hand

the child inside me would play hopscotch

around the stars

once you appear,

i will run towards you

with my feet like the crimson horse's

 

at the days

you are a lost volcano

the opposite island

you know I can't swim up to there

but still

hard deaths are the witnesses

of the persistence of my love

I can carry a silver-breasted seagull

on my wings to the far waters

 

I know

if you have said

Come

I would kiss your auburnness

You could hit the loneliness

at the fire

I wouldn't be cold

summer

wold

on your lips

I could hold on your dimples,

....

your beauty spots are the Skygod

Muhammet Güzel

 

GUZEL,M.,SUBMITTED,”DÜŞ NÖBETİ”

 

 

 

FROM THE “WE WERE YÖRÜK TO FREEDOM”

a bird laments an eulogy
plectrum falls into the fire
the hearts are cut in slices with Şelpe
my father steeps the tea for the companions

who arrive at the night
son is longing
I fall in the dayface of Anamas
the shadow of the rough juniper is clove
it's Vietnam if I hand
it's Chile if I touch
my farther as a wavelength is Cuba
my shirt bleeding at my back, my homeland
I see, the root dye is not alone in carpets
tears rivet from pain into embroideries

 

Muhammet Güzel

GUZEL, M., 1996, “ÖZGÜRLÜĞE YÖRÜKTÜK”, ARDA’S PUBLICATION, IZMIR

 

 

THAT OPPOSITE HISTORY

 

If I sigh
the mountains would feel dizzy
it would get dusty
the history would fall like roves
the gods that i chip would drown
where my sweat falls

 

I carry pyramids to the deserts
I create gods
in the mazes of fear
I build inquisitions
my own scorpion,
fiery in my own shadow

If I sigh
pomp would fall broken
I turn together with marble swans, mediterranean
the three cranes are satirized
as the devil gets thirsty
Spartakus looks at Jesus
turns into the cross

 

they hit the gazelles
the part of fable, made of gazelle leather
and they hit me to the roads
oar scars on my shoulders

I pour kings from adobes and bricks
they get lost
wet
warm
slippy
in the frisky and soft ruins
I send armies, they get lost
in the menstrual muds of peach flowers

 

the invention of water erodes on tablets

If I sigh
the history would fall like roves
memorials would be built from the sun
where my sweat falls

 

Muhammet Güzel

GUZEL, M., 1997, “SİSYAZI”, BEKSAV PUBLICATION, ISTANBUL

 

 

AN UNSUCCESFUL GOODBYE TRY

 

take a bunch of fire from the sun
embrace it
turn your face into the light
/see how I burn/
Look, after my eyes
wash my heart with the brightness
you are my eyes
You think I never dream?
kissing every line of you
diving into the grenadine red foams

at a full gallop

 

I fall hopes to the seasons
the roads I got on with dreams

which are all rose and sun
I didn't deserve to be without you

that the heart warm to Hello is longer than Goodbye
I'm a drift of a grain out of the season
into the wild soils
pick up my opposition from the floods
you are my hands
in your caresses at the pink of sunrise
my touchs with eyes, the gods throw into the fire
the laws trails my desires
every detail of your skin in my dreams
your lie distance
just made-up for yourself

 

stay beautiful, rock in my chest would leaf you
I didn't deserve to be without love

 

Muhammet Güzel

GUZEL, M., 1997, “SİSYAZI”, BEKSAV PUBLICATION, ISTANBUL

Translator: T.O. Deniz Güzel

31.08.2005